yıldırımlar hep senden uzağa düşer.
sen onları görür ve ilkokuldan kalma alışkanlıkla hemen saniyeleri saymaya başlarsın seslerini duyana dek, mesafeyi tayin edeceksin ya, sonra o saniyeyi kaçla çarpacağını hatırlayamaz, siktir edersin.
çok büyük ihtimalle hayatın boyunca bir yıldırımın düşüşünü bilmem kaç yüz metrenin daha yakınından tecrübe edemeyeceksin. işte bu yüzden bir yıldırımın düşmesini asla tam olarak anlayamayacaksın.
işte bu yüzden kimseye "seni anlıyorum" diyemeyeceksin.
işte bu yüzden ateş hep tam da düştüğü yeri yaktı, çünkü.
dipnot: ateş hep düştüğü yeri yakmak zorunda çünkü ateş cirmi kadar yer yaktı hep.
ve işte bu yüzden, yıldırımın düştüğü yerdeki insanı asla anlayamayacaksın, yine.
kül ettiği ağacı, varlığına dair en ufak iz bırakmadığı karıncayı.
çünkü sen ne bir ağaç olabilirsin, ne de bir karınca.
çünkü empati yalandır ve sen başkası olamazsın.
elinde bir pet şişe var. suyu bitiremedin, yakında çöp de yok, salladın.
çöpçü gördü ve dedi ki: abi n'aptın?!
falanca gördü ve: amına koydun karıncanın!
sen: e ne yapayım, su fazla geldi, çöp de yok.
o su sana fazla geldi ve döküldü. döküldüğü yerdeki karınca öldü. şişe belki olmayacak bir yere gitti ve o çöpçü o şişeyi de sepetine atabilseydi belki de ekmek alabilecekti.
ve sen, ne o karıncasın, ne o çöpçü, ne de su.
senin için hayat, suyun sana fazla gelmesinden ibaret.
ve sen şu anki tecrübelerimize göre sadece bir defa sahip olabileceğin bu hayatta, hayatı kendi gördüklerin dışında hiçbir şekilde algılayamayacaksın. böyle bir tecrüben olamayacak. sadece bir saniyeliğine, o bedenden çıkıp, başkasının gözünden dünyayı göremeyeceksin. başka bir şey olamayacaksın.
"ruhum bedenimin içinde hapsoldu" lafını şimdi daha iyi anlıyorsun.
ama hala, bir yıldırımın nasıl düştüğünü sana çarpmadan anlayamıyorsun.
bu gece gözlerimi öyle bir kapatacağım ki; bütün dünyanın elektrikleri kesilecek.
körleri anlayamayacağım.