gittiler
24 Aralık 2013 Salı
8 Aralık 2013 Pazar
-yorum
İçinde bulunduğum hayat şartları, bana fazlaca edebi malzeme veriyor. Gel gör ki, ben onları edebiyata çeviremiyorum.
Yüzlerce kez ertelenen alarmlarla uyanıyorum. Lütfedip yataktan çıkabilirsem uyanışımın üzerinden geçen 2 saatlik süreden sonra yüzümü yıkamış oluyorum. Sabah kahvaltımı köfte ekmekle yapıp, akşama kadar kendimi acıkmamaya şartladıktan sonra, akşam aynı restorandan farklı bir yemek söyleyip -insan değişiklik istiyor tabii- günlük öğünlerimi tamamlıyorum. Günde 6 öğün yiyen bir protein canavarı olduğum günleri özlüyorum. Hangi günde olduğumu-zu yatmadan evvel uyanınca ulaşmak kolay olsun diye yatak menziline bıraktığım bilgisayarımdan öğreniyorum. Sadece bekliyorum. Geçemediğim derslerden, aynı sorular üzerinden gireceğim sınavları, tekrar kalmayı bekliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Sen bunları okurken, gözün nerede bittiğini fark ettiğinde öncekileri atlıyorsun ya okumadan, ben öyle yapamıyorum. Bir okuyor, bir izliyorum. Ta ki oturduğum koltuk belimi ağrıtıp, 5-10 dakika ev turuna çıkana kadar. Acı yeterince dinince, tekrar izliyorum. Tekrar okuyor, tekrar izliyorum. Ve bir şey oluyor, uyanırken mi, uykuya dalmadan evvel mi yaşadığımı pek kestiremediğim bir zaman diliminde, gözlerim kapalı lakin bilincim açıkken beynimin içinden cümlelerin aktığını ayrıksıyorum. Bu cümleler en düzenli paragraflardan alıntılanmış satırların hızlı okuması gibi, beynimde-gözlerimde beliriyor. Kendi kendime yapmadığımı biliyorum, zira ben hızlı okuyamıyorum. Bunu tarif edemiyorum, ama yaşamamanızı temenni ediyorum. Bu cümleler bazen de gün içinde beynimden akıyor, bunları düzenlemem gerektiğini düşünüyorum. Düzenleyemiyor, bunları yazıyorum. Kayra vardı, sanırım onun kendini kapattığı odaya dönüşmeye başlıyor odam, hissediyorum.
Kayra olamayacak kadar boş bir adamım, Kayra olmak istemiyorum.
Yüzlerce kez ertelenen alarmlarla uyanıyorum. Lütfedip yataktan çıkabilirsem uyanışımın üzerinden geçen 2 saatlik süreden sonra yüzümü yıkamış oluyorum. Sabah kahvaltımı köfte ekmekle yapıp, akşama kadar kendimi acıkmamaya şartladıktan sonra, akşam aynı restorandan farklı bir yemek söyleyip -insan değişiklik istiyor tabii- günlük öğünlerimi tamamlıyorum. Günde 6 öğün yiyen bir protein canavarı olduğum günleri özlüyorum. Hangi günde olduğumu-zu yatmadan evvel uyanınca ulaşmak kolay olsun diye yatak menziline bıraktığım bilgisayarımdan öğreniyorum. Sadece bekliyorum. Geçemediğim derslerden, aynı sorular üzerinden gireceğim sınavları, tekrar kalmayı bekliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Sen bunları okurken, gözün nerede bittiğini fark ettiğinde öncekileri atlıyorsun ya okumadan, ben öyle yapamıyorum. Bir okuyor, bir izliyorum. Ta ki oturduğum koltuk belimi ağrıtıp, 5-10 dakika ev turuna çıkana kadar. Acı yeterince dinince, tekrar izliyorum. Tekrar okuyor, tekrar izliyorum. Ve bir şey oluyor, uyanırken mi, uykuya dalmadan evvel mi yaşadığımı pek kestiremediğim bir zaman diliminde, gözlerim kapalı lakin bilincim açıkken beynimin içinden cümlelerin aktığını ayrıksıyorum. Bu cümleler en düzenli paragraflardan alıntılanmış satırların hızlı okuması gibi, beynimde-gözlerimde beliriyor. Kendi kendime yapmadığımı biliyorum, zira ben hızlı okuyamıyorum. Bunu tarif edemiyorum, ama yaşamamanızı temenni ediyorum. Bu cümleler bazen de gün içinde beynimden akıyor, bunları düzenlemem gerektiğini düşünüyorum. Düzenleyemiyor, bunları yazıyorum. Kayra vardı, sanırım onun kendini kapattığı odaya dönüşmeye başlıyor odam, hissediyorum.
Kayra olamayacak kadar boş bir adamım, Kayra olmak istemiyorum.
27 Kasım 2013 Çarşamba
12 Kasım 2013 Salı
Göre
Hayatın her anında yanınızda taşıyıp, her yere, her kalıba, her duruma şlak diye yapıştırabileceğiniz bir kelime duymak ister misiniz?
-Göre.
Evet, bu 4 harfli canavar, sizi aklınıza getirebildiğiniz her şeyden koruyabilecek, bir o kadar da boka batırabilecek bir kelime.
Çok kitap okuyan insanlara bakarım hep; belli bir duruşları ve kendilerine has özellikleri vardır. Bunu şahane kitaplar yazan bir yazar için, inanılmaz formüller geliştiren bir fizik profesörü için ya da biraz daha eğik tutunca süpürgeye maksimum çöp toplama kapasitesi kazandırmayı başaran bir çöpçü için de söyleyebiliriz. Kendilerine göre.
Bilmem kaç yüz bin yıldır üzerinde yaşadığımız dünyada bilmem kaç milyar insan oldum olası kavga ediyor. Hayatın özü bu. Çatışmak zorundayız. Çünkü kendimize göre doğrularımız, yanlışlarımız var. Kısacası kendimiz varız, kendimize göre.
Mesela Einstein süper adamdı. Bilim böyledir, devinim halinde olması hem en büyük avantaji hem en büyük dezavantajıdır. Zira dün "bundan gayrısı doğru olamaz" denen şeylere bugün "hassiktir ya" diyoruz.
Ne yapar bilim? Devinir. Devinim arttıkça ne olur? Yeni şeyler ortaya çıkar. Bilim doğrusunu yanlışını ortaya koyar ve sürekli denemeye devam eder, yeni şeyler bulmak, eskileri çürütebilmek için. Newton yalancı mıydı?
Düşen elma Newton için şu an şu yazıyı okuyabilmenizi dahi borçlu olduğumuz fizik formüllerinin bulunmasına sebep oldu. Newton'a mucizeyi yaşatan elma, William Tell'e elmayı başına koyduğu adamın kafasında okuyla delik açma tecrübesini yaşatabilirdi.
Zaman ilerledikçe ve yeni şeyler keşfedildikçe, eskiden eyvallah verilen şeylere nasıl olup da doğru dendiğini sorguluyor insan ister istemez. Haliyle açıkladığı formülüyle dünyayı sallayan bilim adamı da yeni bir hipotezle piç olabiliyor. Belki yarın Einstein'ın teorisi başkasına göre çok saçma olacak ve yeni bir şeyler ortaya atılacak. Lakin şu da bir gerçek ki: Göre çürütülemez.
Buraya kadar okuduklarınızın başına kıçına, bir taraflarına "göre"yi sıkıştırmaya çalışın. Nasıl, hiç sırıtmadı değil mi? Misal: "Einstein'a göre kütle çekimi zamandan bağımsız düşünülemezdi." Ya da: "Bilime göre doğru olan çoğu şey dinle çatışabilir." Hala mı olmadı? "Elma düştü ve Newton yerçekimini fark etti. Aynı yerçekimi formüllerinden dolayı, kafanın y eksenine göre tam ortasında bulunmayan elmanın uygulanan yerçekimi kuvvetinin sinüs ve kosinüs bileşkelerinin uyuşmaması nedeniyle elmanın dengesi bozuldu ve yere düştü. Kafada açılan delik de cabası!"
Dedim ya, hayata bu meret yön veriyor. Bununla alakalı 9208349023 adet methiye dizilebilir. Sen okuyan, "buraya kadar bunları nasıl okudum lan ben?!" diyebilirsin, sana göre saçmadır belki de. Ama şu da var ki, saçma dediğin şeyi düşündüğünde, bunun sadece sana göre saçma olabileceği gerçeğini fark edeceksin ve that's what im talkin' about!
Bitti. Bana göre.
-Göre.
Evet, bu 4 harfli canavar, sizi aklınıza getirebildiğiniz her şeyden koruyabilecek, bir o kadar da boka batırabilecek bir kelime.
Çok kitap okuyan insanlara bakarım hep; belli bir duruşları ve kendilerine has özellikleri vardır. Bunu şahane kitaplar yazan bir yazar için, inanılmaz formüller geliştiren bir fizik profesörü için ya da biraz daha eğik tutunca süpürgeye maksimum çöp toplama kapasitesi kazandırmayı başaran bir çöpçü için de söyleyebiliriz. Kendilerine göre.
Bilmem kaç yüz bin yıldır üzerinde yaşadığımız dünyada bilmem kaç milyar insan oldum olası kavga ediyor. Hayatın özü bu. Çatışmak zorundayız. Çünkü kendimize göre doğrularımız, yanlışlarımız var. Kısacası kendimiz varız, kendimize göre.
Mesela Einstein süper adamdı. Bilim böyledir, devinim halinde olması hem en büyük avantaji hem en büyük dezavantajıdır. Zira dün "bundan gayrısı doğru olamaz" denen şeylere bugün "hassiktir ya" diyoruz.
Ne yapar bilim? Devinir. Devinim arttıkça ne olur? Yeni şeyler ortaya çıkar. Bilim doğrusunu yanlışını ortaya koyar ve sürekli denemeye devam eder, yeni şeyler bulmak, eskileri çürütebilmek için. Newton yalancı mıydı?
Düşen elma Newton için şu an şu yazıyı okuyabilmenizi dahi borçlu olduğumuz fizik formüllerinin bulunmasına sebep oldu. Newton'a mucizeyi yaşatan elma, William Tell'e elmayı başına koyduğu adamın kafasında okuyla delik açma tecrübesini yaşatabilirdi.
Zaman ilerledikçe ve yeni şeyler keşfedildikçe, eskiden eyvallah verilen şeylere nasıl olup da doğru dendiğini sorguluyor insan ister istemez. Haliyle açıkladığı formülüyle dünyayı sallayan bilim adamı da yeni bir hipotezle piç olabiliyor. Belki yarın Einstein'ın teorisi başkasına göre çok saçma olacak ve yeni bir şeyler ortaya atılacak. Lakin şu da bir gerçek ki: Göre çürütülemez.
Buraya kadar okuduklarınızın başına kıçına, bir taraflarına "göre"yi sıkıştırmaya çalışın. Nasıl, hiç sırıtmadı değil mi? Misal: "Einstein'a göre kütle çekimi zamandan bağımsız düşünülemezdi." Ya da: "Bilime göre doğru olan çoğu şey dinle çatışabilir." Hala mı olmadı? "Elma düştü ve Newton yerçekimini fark etti. Aynı yerçekimi formüllerinden dolayı, kafanın y eksenine göre tam ortasında bulunmayan elmanın uygulanan yerçekimi kuvvetinin sinüs ve kosinüs bileşkelerinin uyuşmaması nedeniyle elmanın dengesi bozuldu ve yere düştü. Kafada açılan delik de cabası!"
Dedim ya, hayata bu meret yön veriyor. Bununla alakalı 9208349023 adet methiye dizilebilir. Sen okuyan, "buraya kadar bunları nasıl okudum lan ben?!" diyebilirsin, sana göre saçmadır belki de. Ama şu da var ki, saçma dediğin şeyi düşündüğünde, bunun sadece sana göre saçma olabileceği gerçeğini fark edeceksin ve that's what im talkin' about!
Bitti. Bana göre.
6 Kasım 2013 Çarşamba
Meccani
Hayatım beleş.
Her şeyin bir bedeli olduğu iddia edilen dünyada, her şeyin aynı zamanda bedava olduğunu iddia ediyorum.
Sevgi bedava. Spagetti Canavarı da bedava, Allah'da. Hava bedava. Dağ, taş, orman bedava. Bedava.
Bedava yaşıyorum. Harcadığım paraya, ortadan kaldırmam gereken dersler bedel değil. Aksine içtiğim biralar yanıma kâr.
Sen de bedava yaşıyorsun. Bir düşün, nasılsa o da bedava, eminim ayrıksayacaksın.
Bir roman yazabilmek için önce bir konu bulmalısın. Bedava. Yaşadığın hayat için para mı ödüyorsun? İlk okulda "bugün kalktım, okula gittim" yazdığın günlükten ne farkı var şu an okuduğun romanların, bir kaç kallavi cümle dışında? En çok yaşayanın romanı en çok tutuyor, hayatı en çok sömürenin, en meccaninin.
Kitaplarımı bedava okuyorum. Yaşadığım evdeki eşyaların çoğu, benden evvel burada yaşayan Yılmaz adında bir adama ait. Bunları yazarken oturduğum sandalye ve kurulduğum masa da dahil olmak üzere, bedava.
Sevmemek de bedava.
Hayatım bedava dedim ya, cidden öyle. Kardeşim yok benim, olması için verebileceğim bir şey yoktu. Annemin benden evvel gebe olduğu ablamın beşiğinde yatmışım öğle uykularıma. Çarşafları değiştirmişler tabii, erkek olmanın bedeli mavi renk zira. Belki de onun hayatını çaldım, bedava değil mi sonuçta?
Beleş başladığım bu hayatta, benden neye bedel ödemem beklenebilir ki?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
