Her şeyin bir bedeli olduğu iddia edilen dünyada, her şeyin aynı zamanda bedava olduğunu iddia ediyorum.
Sevgi bedava. Spagetti Canavarı da bedava, Allah'da. Hava bedava. Dağ, taş, orman bedava. Bedava.
Bedava yaşıyorum. Harcadığım paraya, ortadan kaldırmam gereken dersler bedel değil. Aksine içtiğim biralar yanıma kâr.
Sen de bedava yaşıyorsun. Bir düşün, nasılsa o da bedava, eminim ayrıksayacaksın.
Bir roman yazabilmek için önce bir konu bulmalısın. Bedava. Yaşadığın hayat için para mı ödüyorsun? İlk okulda "bugün kalktım, okula gittim" yazdığın günlükten ne farkı var şu an okuduğun romanların, bir kaç kallavi cümle dışında? En çok yaşayanın romanı en çok tutuyor, hayatı en çok sömürenin, en meccaninin.
Kitaplarımı bedava okuyorum. Yaşadığım evdeki eşyaların çoğu, benden evvel burada yaşayan Yılmaz adında bir adama ait. Bunları yazarken oturduğum sandalye ve kurulduğum masa da dahil olmak üzere, bedava.
Sevmemek de bedava.
Hayatım bedava dedim ya, cidden öyle. Kardeşim yok benim, olması için verebileceğim bir şey yoktu. Annemin benden evvel gebe olduğu ablamın beşiğinde yatmışım öğle uykularıma. Çarşafları değiştirmişler tabii, erkek olmanın bedeli mavi renk zira. Belki de onun hayatını çaldım, bedava değil mi sonuçta?
Beleş başladığım bu hayatta, benden neye bedel ödemem beklenebilir ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder